Bir Yıl Sonra

3 August 2011

Bir sene sonra tekrardan merhaba. Evet en son yazımı yazalı bir sene olmuş. Mezun olduktan sonra neler yaptın son bir senede derseniz,

  • Temmuz 2010, Arçelik'te işe başladım. Üçüncü sınıfta stajyer olarak çalıştığım Arçelik'e, mezun olduktan sonra yazılım departmanında Ar-Ge Mühendisi olarak tekrar geri döndüm. Beylikdüzü Arçelik Elektronik İşletmesi'ndeyim. LCD/LED Televizyonların her türlü donanım, yazılım ve üretimi burada yapılıyor. Yolunuz Beylikdüzü'ne düşerse çayımı içmeye beklerim.
  • Eylül 2010, öğrencilik bitti derken baktım ki ben Yeditepe'den o da benden kopamadı. Bilgisayar Mühendisliği bölümünde yüksek lisansa başladım. Çok şükür ilk seneyi kayıpsız atlattım. Kendi okulumda yapıyor olmanın, hocaları tanıma ve arkadaş çevresi bakımından avantajı var elbet, fakat hem iş hem okulu birarada yürütmek gerçekten zor. İşten eve geldikten sonra o kafayla ders çalışmak ve ödev yapmak zorunda olmak koyuyor adama. Haftasonlarından fedakarlık olmazsa olmaz. Hem çalışıp hem yüksek lisans yapacak arkadaşlara tavsiyem, mümkünse ev ve işyeri İstanbul'un iki ucunda olmayacak şekilde işlerini veya okullarını seçsinler. Zira ben bu konuda kötü örneğim.

Bir yıl sonra tekrar görüşmek dileğiyle :)

Bu yazıyı başka sitelerde paylaş



Yeditepe'den Ayrılırken

14 June 2010

Bundan 5 yıl önce almıştık müjdeli haberi. Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünü kazanmıştım. Muhtemelen bir alt tercih olan Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği gelir diye beklerken, ben son sıradan kılpayı Yeditepe'ye kapağı atmıştım :) Ne de çabuk geçti yıllar. Liseyi bitirir bitirmez Anadolu'dan büyükşehirin yollarına düşen bu genç çocuk büyüdü ve artık Bilgisayar Mühendisi oldu...

Evet, lisans hayatımın sonuna geldim. Haziran ayı itibariyle artık mezunum. Aslında biraz karışık duygular içerisindeyim. Bir yandan mezun olmanın verdiği sevinç ve heyacan, bir yandan da Yeditepe'den ayrılıyor olmanın verdiği hüzün ve şaşkınlık var. Gelecek hakkında ise tam olarak neyin benim için iyi olacağını ve hangi tarafa yönelmem gerektiğini kestirmek zor. Biraz tatil yaptıktan sonra önümdeki seçenekleri değerlendireceğim. Büyük ihtimalle İstanbul'da hayata devam edeceğim, en azından 2 yıllığına. Şu an bildiğim tek şey ileride geriye dönüp baktığımda öğrencilik yıllarımı özlüyor olacağım.

Yeditepe'yi soran arkadaşlara aldığım eğitimden ve imkanlardan memnun olduğumu söylemeliyim. Sanıyorum başka bir okulda okumuş olsaydım bu kadar rahat bir ortam bulamazdım diye düşünüyorum. Tabi sadece rahatlık yetmez, eğitim bakımından da gerek laboratuvar imkanları, gerekse hocalar yönünden iyi bir altyapı edindiğimize inanıyorum. Kısacası Yeditepe hem eğitim hem de sosyal hayat ve imkanlar yönünden tercih edilesi bir üniversite.

Aslında amacım bir veda yazısı yazmak değil; eğitimim boyunca her zaman yanımda olan aileme, İstanbul'daki dostlarıma ve üzerimde emeği olan hocalarıma teşekkür etmek istiyorum. İyi ki vardınız ve iyi ki varsınız.

Kalın sağlıcakla...

Bu yazıyı başka sitelerde paylaş



CicekSepeti.com Sınıfta Kaldı

10 May 2010

18.09.2011 (Güncelleme)

10 Mayıs 2010 tarihinde yaşadığım olayı aşağıda kaleme almıştım. Olumsuz şeyleri yazdığım gibi, yaşadığım olumlu olayı da yazmazsam olmaz. Olayın kahramanı yine ciceksepeti.com. Geçen hafta kendileri tarafından arandım. Telefondaki bayan anneler gününde yaşadığım olayı günlüğümden okuduğunu, yaşanananlar için üzgün olduğunu söyledi. Yaşanan kötü olaya istinaden anneme tekrardan çiçek yollayıp bunu kendilerinin bir hediyesi olarak kabul etmemi istediler. Ben de kabul ettim ve üstünden uzun zaman geçmesine rağmen olayı unutmayıp hatalarını telafi etmek istediklerinden dolayı kendilerine teşekkür ettim. Bu jestiyle ciceksepeti.com iyi bir marka olma ve daha iyi hizmet verebilme adına müşterilerinin memnuniyetini önemsediğini göstermiş oldu. Tabi burada günlüğümün gücünü de görmezden gelmemek gerek ;) Kendilerine teşekkür ediyorum.

10.05.2010 (İlk Yazı)

Sanırım ciceksepeti.com sitesini birçoğunuz duymuşsunuzdur. Online alışverişin çiçek versiyonu diyebiliriz. Sitedeki cicili bicili çiçek resimlerinden kendinize uygun olanını seçiyorsunuz, seçtiğiniz ürün istediğiniz adrese sizin adınıza ulaştırılıyor. Sistem teorik olarak böyle işliyor. Peki ya pratikte ?

Pratikte son yaşadığım olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Olay şöyle oldu: Bendeniz anneler günü münasebetiyle Aydın'daki anneme çiçek yollamak istedim. ciceksepeti.com'u daha önceden kullanmış, memnun da kalmıştım. Acaba Aydın'a da sipariş alıyorlar mıdır derken baktım ki site büyümüş 81 ile de sipariş alır hale gelmiş. İyi dedim ve heyecanla siparişimi verip pazar gününü beklemeye koyuldum. Amacım anneme küçük bir süpriz yapmak ve uzaktan da olsa onu daha iyi hatırlayabilmekti.

Pazar günü geldiğinde sabah ilk işim annemi aramak ve anneler gününü kutlamak oldu. Konuşmamızdan çiçeğin gelmediğini anladım, zaten sabah erkenden geleceğini de sanmıyordum. Öğleden sonra gelir ve geldiğinde de annem beni arar diye düşündüm. Öğlen geçti ikindi oldu, ikindi geçti akşam oldu, akşam geçti gece oldu çiçek yok. Anneler günü bitti bitecek (zaten bu vakitten sonra gelmesinin de bi anlamı yok) hala çiçek yok. Müşteri hizmetlerini aradım ve devamlı meşgul olduğu için kimseye ulaşamadım. Ben de okkalı bir mail attım. Tabi süpriz falan da kalmamıştı ortada...

Derken saat 22:15 gibi annem beni aradı ve mutlulukla çiçeğin geldiğini söyledi. Düşünün anneler günü ve gün içinde gelmesini beklediğim çiçek o günün gecesi diyebileceğim bir saatte anneme ulaşıyor. Tabi benim kafada kırk tilki dolaşıyor, artık güvenim de kalmamış. "Çiçek nasıl anne tarif eder misin?" dedim. Bir rezalet daha ortaya çıktı. Ben beyaz güllerle dolu bir vazo siparişi vermişken, içinde kasımpatı ve karanfillerden oluşan bir vazo gelmişti. Herşeyi ellerine yüzlerine bulaştırmışlar anlayacağınız. Geç getirdikleri yetmemiş gibi siparişi de kendi kafalarına göre hazırlamışlar. "Sitene çeşit çeşit resim koyuyor ve seçilen çiçeklere göre fiyatlandırma yapıyorsan, o zaman da seçtiğimiz çiçekleri aynen getirmek zorundasın kardeşim" diye sesleniyorum kendilerine buradan.

Bir anneler günü de böyle geçti. Burdan annemin anneler günün tekrar kutlar onu ve ailemi çok sevdiğimi söylemek isterim. İyi ki varsınız. ciceksepeti.com'a gelince kendisi gerçekten sınıfta kaldı. Siz siz olun bu siteden sipariş vermeden önce bir daha düşünün. "Ya işini düzgün yapacaksın, ya da hiç yapmayacaksın" sözü şu an aklıma geldi, duruma iyi de uydu. Kalın sağlıcakla, görüşmek üzere...

 

Bu yazıyı başka sitelerde paylaş



Hiç Bir Leke Türkçe'mizi Kirletemez

27 September 2009

Bir milleti millet yapan değerlerin başında “dil” gelir. Bir ülkenin bütünlüğünün korunabilmesi için; o ülkenin tarihini, kültürünü ve değerlerini yansıtan ortak bir dil bütünlüğü olması gerektiği kaçınılmazdır. Bu anlamda Türkçe’mizin korunması oldukça önemlidir.

Geçtiğimiz 26 Eylül, dilimiz Türkçe’miz açısından tarihi günlerden biri olup, Birinci Dil Kurultayı’nın açılış ve başlangıç tarihidir. 26 Eylül 1932’de toplanan Birinci Dil Kurultayı’nın ardından bu gün her yıl Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Dil bir milletin varlık sebebidir, şah damarıdır. Eğer çağdaş milletler seviyesine yükselmek hedefimiz ise, bunu zengin Tükçe’mizi koruyarak ve geliştirerek başarmak zorundayız. Şöyle bir örnek vermem gerekirse; bugün batı dünyasındaki İngiltere, Fransa gibi devletlerin ilköğretim ders kitaplarında öğrencilere okuttuğu toplam kelime sayısı 60 – 70 bin civarındayken, Japonya’da bu rakam 44 bin, İtalya’da ise 32 bin civarında imiş. Peki ya Türkiye’de? Maalesef ülkemizde bu rakam 6 – 7 bin ile sınırlı kalmaktadır. Ve çocukların öğrendiği bu kelimelerin %10’u ile konuştuğunu düşündüğümüzde, konuşulan kelimeler “geldim, gittim, gördüm, baktım, kalktım, yattım, yaptım…”  ‘dan ibaret kalmaktadır. Buna Türkçe’den çok bir sokak lehçesi demek daha doğru olur.

Biz gençler bundan 50 – 60 yıl önce kendi dilimizde yazılan şiirleri, yazıları anlamakta zorlanırken; İngiltere’de üniversiteye giden her öğrenci bundan 390 sene önce yaşamış sanatçıları Shakespeare’ın eserlerini yani Shakespeare İngilizcesini bilerek mezun oluyor. Biz ise geçmişimizden ve tarihimizden her geçen gün daha da uzaklaşıyor ve onu anlayamıyoruz. Dil de öylece gücünden ve kuvvetinden kaybedip gidiyor.

Türkçe dışındaki yabancı dille konuşmanın ve yazmanın ayrı bir statü sembolü olarak kabul edildiği günlerde; bundan yaklaşık 750 sene önce “Bugünden geru divanda, dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmayacaktır." diyen Karamanoğlu Mehmet Bey bu günleri görse acaba neler söylerdi. 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey’in, Cumhuriyet’le beraber Atatürk’ün korumak ve geliştirmek için büyük çaba gösterdiği Türkçe’miz, bugün maalesef gerektiği şekilde muamele görmemektedir. Caddelere, sokaklara ve dükkanlara verilen yabancı isimlerle, kelime aralarına sıkıştırılan w,q,x gibi harflerle, Türkçe ile başlayıp İngilizce ile bitirilen cümlelerle; Tükçe’miz kirletilmekte ve deyim yerindeyse Turkcheleştirilmek istenmektedir.

Namık Kemal diyor ki, “İnsanlar akıllarını bildiği kelime sayısı kadar kullanırlar.” Biz de aklımızı mükemmel bir şekilde kullanmak istiyorsak basit kelimeler dünyasından çıkıp, olabildiğince zengin bir Türkçe ile konuşmalıyız ve gelecek nesillere kirlenmemiş bir Türkçe bırakmalıyız. Hepinizin Dil Bayramı kutlu olsun…

(Yazıda geçen bazı bilgiler, Yavuz Bülent Bakiler'den alıntı yapılarak yazılmıştır.)

Bu yazıyı başka sitelerde paylaş